4 Temmuz 2013 Perşembe

TÜRK HELİKOPTERİ T129 ATAK

TÜRK HELİKOPTERİ T129 ATAK




Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri ihtiyacının karşılanması için 50 adet helikopterin tedarikine yönelik olarak 7 Eylül 2007'de imzalanan sözleşmenin ardından, ilave dokuz adet Helikopterin 15 ay erken teslimatını hedefleyen tedarik sözleşmesi de 8 Kasım 2010 tarihinde imzalanmıştır.
AgustaWestland tasarımı A129 gövdesinin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarına uygun şekilde; motor, aktarma organları ve kuyruk pallerinin değiştirilmesine ilave olarak milli aviyonik ve silah sistemleri ile teçhiz edilmesi sonucu ortaya çıkan T129, halen dünyada kendi sınıfındaki en etkin taarruz helikopteri olma unvanını elinde tutmaktadır.
Ağır silah yükü ile zorlayıcı "sıcak hava-yüksek irtifa" görevleri için optimize edilmiş olan T129'un, iki tipi mevcuttur. Yakın hava desteği görevleri için 76 adede kadar 70 mm güdümlü/güdümsüz roketler ve 500 adet mühimmat kapasiteli 20 mm top ile donatılmış T129A ve çok amaçlı görevlere uygun olarak en modern elektronik harp gereçleri entegre edilmiş olan ve aynı anda 8 adet UMTAS, 12 adet CIRIT, 2 adet STINGER ve 500 adet top mermisi ile görev yapabilen T129B.
TUSAŞ tesislerinde üretimi tamamlanan ilk T129A prototipi ilk uçuşunu 17 Ağustos 2011'de gerçekleştirmiştir. İtalya'da üç adet ve Türkiye'de iki adet prototip ile devam eden test ve kalifikasyon faaliyetleri kapsamında Kalifikasyon tamamlanana kadar toplam 2000 saate yakın uçuş ve yer testi gerçekleştirmiştir. T129 Helikopterleri 2013 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerince kullanılmaya başlanacaktır.

Türk Savaş Uçağı İçin İlk Adım

Türk Savaş Uçağı İçin İlk Adım


Türkiye’ nin en büyük hedefleri arasında olan Türk savaş uçağı için düğmeye basıldı. Cumhuriyetin 100. yılına kadar yapılması planlanan savaş uçağı için fizibilite çalışmalarına başlandı.
Türkiye savaş uçağı ve savunma sanayinde dışa bağımlı kalmamak için kolları sıvadı. İlk Türk savaş uçağı yapımı için ilk etapta kavramsal tasarıma yönelik 20 milyon dolarlık bir bütçe ayrıldı. Konuyla ilgili Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nde (TUSAŞ) çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Üzerinde durulan fizibilite çalışmalarının tamamlanmasının ardından çizimlere ve matematiksel hesaplara geçilecek ve İşbirliği yapılabilecek ülkeler araştırılacak.
Öte yandan Ankara’da konuşlanması planlanan savunma sanayii ve havacılık kümelenmesi için de çalışmalara hız verildi. Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nda iki kritik toplantı gerçekleştirildi. Sanayicilerin üretim yapacağı savunma sanayii ve havacılık kümelenmesi, Türk savaş uçağının üretiminde de önemli rol oynayacak.

BORA-12 (JNG-90) Keskin Nişancı Tüfeği





BORA-12 (JNG-90) Keskin Nişancı Tüfeği


Jandarma Genel Komutanlığı ve MKE'nin şu an üzerinde çalıştığı BORA-12 (JNG-90) modeli ile %100 Türk yapımı bir keskin nişancı silahı geliştirilmiştir. MKE'nin Kırıkkale tesislerinde tasarımı ve üretimi gerçekleşen Bora-12 7,62 mm çapında 1200 metre etki mesafesine sahip bir keskin nişancı tüfeğidir. Tüfeğin özellikleri arasında, dipçik boy mesafe ayarı, kaynak (elmacık kemiği - tüfek temas noktası) bölgesi yükseklik ayarı, tetik ve kabza arası mesafe ayarı özelliklerine sahiptir.

Kalibre.....................7,62x51mm NATO
Şarjör Kapasitesi.......10
İlk Hız..................... 860m/sn(LAPUA HPS 170 grain)
Ağırlık (Boş Şarjörlü)..6400 g
Uzunluk....................1165 mm
Namlu Boyu..............660mm
Menzil......................1200 m
Çalışma Şekli............Döner Mekanizma (Bolt Action)
Dağılım................... 0,3 MOA(100 metre mesafede 1cm)




İLK TÜRK YAPIMI TANK " ALTAY "




İLK TÜRK YAPIMI TANK " ALTAY "
(TSK İçin Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) İle Türkiye Olanaklarıyla Geliştirmekte Olan Tank)


Artık Dünyada Belli Şeylere Olan Bağımlılığımız Azalıyor. Belirli Şeyler İçin Dışa Bağımlılığımız sona Eriyor. Altay Tankı Adını Kurtuluş Savaş' ında Komutanlarından 5. Süvari Kolordusu Fahrettin ALTAY' dan Alıyor...

Altay Tankının Genel Özellikleri

Ağırlık 60 ton +/prototiplere göre değişiklik gösterecek
Mürettebat 4 (tank komutanı, nişancı, sürücü, doldurucu)
Zırhı Roketsan Bor karbür esaslı yeni bilinmeyen tip zırh.
Ana silahı MKEK 120 mm yivsiz top
Diğer silahları 1x Aselsan STAMP/II stabilize kumandalı taret
1 x 12.7mm ağır makineli tüfek
Motor Çift-yakıt motor
1500 ag 1. ve 2. etap (MTU)
1800 ag 3. ve 4. etap (özgün)
Süspansiyon donanımı Değişken süspansiyon

ALTAY TAKIMI 

Türk Ana Muharebe Tankı'nın tasarımı, prototip üretimi, testi ile diğer alt yüklenicilerin seçimi, ürün kalifikasyonunu ve projenin uyum içinde yönetilmesinden sorumlu olan Otokar, alt yüklenici olarak yurt içinde 50'yi aşkın firma ile çalışıyor. 

Altay takımı olarak adlandırılan ve bu projede yer alan alt yüklenici şirketlerden ASELSAN, tankın atış kontrol sistemi ile komuta kontrol muhabere bilgi sistemini geliştiriyor.

Belirlenen bazı alanlarda Koreli Hyundai Rotem şirketinden teknik destek ve yardım alınıyor. 120 mm'lik 55 kalibre ana silah sistemi, Hyundai Rotem kanalı ile teknoloji transferi yapılarak Makine Kimya Endüstrisi (MKE) tarafından üretiliyor.

Altay, sahip olacağı üstün ateş gücü ve isabet oranı, yüksek hareket kabiliyeti ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en temel ve caydırıcı güçlerinden biri olacak.

- Tankımız İle İlgili Son Duruma Bakılırsa Seri Üretime 2016-2017 Tarihinde Başlanacaktır
- Tankımız Amerikan M1A1 Abrams ve Alman Leopard Tanklarıyla Aynı Sınıfta, Fakat Özellik Olarak Daha Gelişmiş Olacaktır
- Tankımızın Ana Üreticisi OTOKAR' dır

"MİLLİ GURURUMUZ" 3GEN




"MİLLİ GURURUMUZ" 3GEN

16 Haziran 1961 günü Devlet Demiryolları Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 kadarı Ankara’ da bir toplantıya çağrıldılar. 

Toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU, Ulaştırma Bakanlığından alınan bir yazıyı okudu. Yazıda “ Ordunun cadde binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi “ görevinin TCDD İşletmesine verildiği ve bu amaçla 1.400.000.-TL ödenek ayrıldığı belirtiliyordu. 

Verilen termin 29 Ekim 1961, yani tanınan süre 4.5 aydı. Bu süre içinde bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir miydi ? Bırakınız geliştirmeyi, hiçten yola çıkarak, çalışabilecek bir otomobil yapılabilir, böyle bir mucize gerçekleştirilebilir miydi? Toplantıda söz alanların çoğu böyle bir projede seve seve çalışmaya hazır olduklarını, fakat böylesine kısa bir sürede sonuç alınabileceğini sanmadıklarını dile getirmeye çalışmış, bir kısmı da “hayır“ demişlerdi. Tüm ülkede ise üniversitesinden, basınına, bir avuç sanayicisinden, politikacısına, sesini duyurabilen herkes Türkiye’de ne otomobil, ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, hatta film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu. 

Aradan geçen 4.5 ayın ardından, azimli bir ekibin canla başla çalışması meyvelerini veriyor ve bir devrimi açacak DEVRİM ortaya çıkıyordu… Hatta 29 Ekim 1961 sabahı Türkiye’ de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye’ de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanı Cemal GÜRSEL Paşa’ ya sunulabiliyor, bir ikincisi Paşa’ yı Anıtkabir’ e götürüyor, sonra da Hipodrom’ daki geçit resmine katılıyordu. 

DEVRİM’i taşıyan tren sabaha karşı Ankara’ ya ulaştı. İki Devrim Otomobili o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’ na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’ deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’ e gidilecekti. 

29 Ekim sabahı, Devrimler motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için, Mobil’ e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’ in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. Arabaya kondu. 2 numaraya konacağı sırada Cemal Paşa Meclis’ in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı Devrim Otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. Kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’ nın “ Ne oluyor ? “ sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU “ Paşam, benzin bitti. “ cevabını verdi. Paşa’ dan özür dilenerek 1 numaralı Devrim’ e geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’ e bu otomobil ile gitti. İnerken ünlü “ Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz ” sözlerini söyledi. 

Ertesi gün bütün gazetelerin söz birliği etmişcesine “ 100 metre gidip bozuldu “ başlığını attıkları 2 numaralı Devrim, aynı gün Hipodrom’ daki geçit törenine katılıyor, ne bundan, ne de Cemal Paşa’ nın Anıtkabir’ e bir başka Devrim otomobili ile gittiğinden söz ediliyor; yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem vuruluyordu. Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş bulunan “ At neslinin ıslahı “ için 25 Milyon TL. ödenek ve sonucundan kimse söz etmiyordu. 

Bir ülkenin yerli otomobil hevesi böyle kursağında kal(dırıl)dı.. Bu ülkede yaşayan her insanın, yerli araba üretiminin hayallerinin kurulduğu bir sohbet ortamında bulunmuşluğu vardır ve genelde muhabbetler “Bu Amerikanın Oyunu” noktalama işareti ile sonlandırılmıştır…

Türkiye’ nin millileştirme projelerinin özellikle son yıllarda ivme kazandığı aşikar… Özellikle savunma sanayinde başlayan millileştirme atağı, birçok endüstri de kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı… Bu gelişmeler ülkemizin dünyadaki çıtasını kat kat yükseltse de Anadolu insanının 1960’ larda sönen umut ışığını tamamen parlatmaya yetmedi.. Bu ışığı tekrar güçlendirecek atılım, 2010 yılının başlarında Gazi Üniversitesi Otomotiv Bölümü mezunu Serdar Sapmaz’ın hayallerinde geometrisini buldu… 3GEN ….

3GEN’in macerası; Serdar Sapmaz’ın baş tasarımcısı olduğu, adını tasarımından alan süper spor bir araç modeliyle 2010 yıllarında başladı. Tüm Türkiye bu ilk yerli otomobil atılımını Türkiye’nin ekonomisine yön veren dev firmalardan beklerken, serüven 2 kişi ile başladı. 3Gen’in mimarı Serdar Sapmaz, o dönemde ders verdiği Gazi Üniversitesi’nden keşfedip yetiştirdiği, genç dinamik, yetenekli ve çalışkan gençlerle ekibini genişletti. Serdar, ülkeye ilk yerli otomobili kazandırma yolunda basamakları aşarken, bir yandan da ülkeye genç yetenekler kazandırmanın çabası içerisindeydi..

2010 yılında ilk tohumu atılan 3Gen, 2013 yılının başlarında meyvesini vermeye başladı.. Yoğun çalışma sürecinin ardından aracın 1/1 ölçekli prototipi tamamlanma noktasına geldi. Gazi Üniversitesinin de destekleri ile üretilen prototip modelin, yakın bir zaman içinde tanıtımının yapılması planlanmaktadır. 

Yüzde yüz elektrikli ve hibrit motor olmak üzere iki farklı şekilde tasarlanan araç Cenevre ve Detroit Auto Show gibi dünyaca ünlü fuarlarda sergilenmesi hedeflenmektedir. 

Fiber ve Karbon fiber gövde ve alüminyum şaseye sahip olması planlanan 3GEN’in, üretilebilir bir gövde yapısına sahip olmasının yanı sıra aerodinamik ve ergonomik etkenlerde göz önünde bulundurulmuştur. Asıl amacı ise spor araç tasarımı yapmak dan ziyade, karakter tasarımı yapmak idi. Önce spor modelde denenen karakter, sırasıyla; 4 kapı sedan, şehir içi mini elektrikli ve crossover sınıfındaki araçlara yansıtarak marka olma yolunda ciddi adımlar atılması planlanmaktadır.

Konfüçyüs’ün "Eğer ağaca çıkmak istiyorsanız yıldızlara çıkmayı hedef alın, başarırsınız." sözünü düstur edinen 3GEN ekibi, elektrikli ve hibrid otomobil alanında Dünya Liderliğini hedeflemektedir. Ancak 3GEN Devrimi’nin karanlığa gömülmemesi Türkiye halkının elindedir… Ekip Türkiye’nin desteğini beklemektedir…